Pazar , 10 Mayıs 2026

GALERİ: İŞTE 36. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ’NİN LGBT İÇERİKLİ FİLMLERİ

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen İstanbul Film Festivali, bu yıl 36. kez sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Bu sene #kaldırkafanı diyerek teknoloji bağımlılığımıza dokunduran festivalin LGBTİ bireyler için en dikkat çekici filmlerini sizler için derledik. 

Festivalde bu yıl,İrlanda, Avusturya, İspanya sinemasından örneklerin yanında, sansasyonel filmleriyle dikkat çeken Bruce LaBruce’un yeni filmi “Erkek Düşmanları” ve Venedik, Varşova gibi önemli film festivallerinden 15’e yakın ödülle dönen “Gençlik Başımda Duman” gibi filmler de var.

İşte bu filmler:

ERKEK DÜŞMANLARI | THE MISANDRISTS

“Tüm dünyaların Tanrıçaları, şükür size ki beni erkek yaratmadınız! Kahrolsun patriarka!” Kült sinemacı Bruce LaBruce yine “siyaseten yanlış bir hareket” yaptı ve kışkırtıcı, avangart siyasi bir aşırılıkla karşımıza çıktı: Gizli bir feminist terörist hücrenin amacı lezbiyen porno filmler çekerek kadınları özgürleştirmek, ataerkilliği devirmek ve yeni bir feminist dünya düzeni kurmaktır. Grubun başında, paravan olarak uyumsuz kızlara yönelik bir okul işleten Koca Ana vardır. Kızlardan biri, polisten kaçan bir gence acıyıp onu okulda saklar. Ama adamın varlığı düzenlerini bozacaktır. Erkek Düşmanları dünya prömiyerini Şubat ayında Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde yaptı.

 


CHAVELA | CHAVELA| CHAVELA

İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Chavela ile The Guardian’ın tabiriyle “insanın ruhunu burkan Meksikalı, lezbiyen diva” Chavela Vargas’a bir daha hayran kalacaksınız. 1950’lerden, hayatını kaybettiği 2012’ye kadar saygınlığı hiç azalmayan cesur, isyankâr, tabudeviren, lirik sesi ve her şarkısıyla dinleyenlerini gözyaşlarına boğan efsane şarkıcı Chavela Vargas’ın Frida Kahlo’yla ilişkisinden Ava Gardner’le kaçamağına, 14 yaşında Kosta Rika’dan Meksika’ya kaçışına, şarkılarındaki hikâyelerden (belki de) kendi uydurduğu söylentilere her şey bu filmde yer alıyor. Chavela’nın şarkılarını neredeyse her filminde kullanan Pedro Almodovar da filmde anlatıcı olarak yer alıyor.


 

DÜNYAMIN MERKEZİ | DIE MITTE DER WELT | CENTER OF MY WORLD

Güzel görüntüler, dinamik bir soundtrack ve genç oyuncularının etkileyici performanslarıyla son yılların seyri en keyifli büyüme filmlerinden biri olan Dünyamın Merkezi, ergenlik yıllarının kalbe dair acı tatlı mevzularını başarıyla perdeye taşıyor. 17 yaşındaki Phil, yıllardır annesi ve ikiz kız kardeşi ile yaşamaktadır. Gittiği yaz kampından döndüğünde evdeki atmosferi değişmiş bulur; annesinin yeni bir erkek arkadaşı vardır. Diğer yandan Phil de okullarına yeni gelen bir erkek öğrenciye, Nicholas’a âşık olur. İlk aşk, bir sürü güzel deneyimle beraber, daha önce hiç tatmadığı tarzda bir acıyı da Phil’in hayatına sokar.

 


GENÇLİK BAŞIMDA DUMAN | HJARTASTEINN| HEARTSTONE

Gönül işleri en iyi arkadaşların arasına girerse… Thor ve Kristjan İzlanda’nın doğusundaki küçük bir balıkçı kasabasında yaşayan ve can sıkıntısını gündelik hayatlarında sonuna kadar hisseden iki ergendir. İçtikleri su ayrı gitmez, ta ki Beta ve Hanna adında iki kız hayatlarına girinceye değin. Thor hayatında ilk kez âşık olur ve gözü Beta’dan başkasını görmemeye başlar. Kristjan da âşıktır ama en iyi arkadaşına… Thor kendisinden uzaklaştıkça Kristjan giderek umutsuzluğa kapılır.


 

ŞEYTAN TÜYÜ | HANDSOME DEVIL

İrlandalı yazar ve yönetmen John Butler›ın kendi senaryosundan filme aldığı Şeytan Tüyü etkileyici ve hareketli bir gençlik filmi. 16 yaşındaki Ned babasının zoruyla bir yatılı okula gider. Ned’in en büyük tutkusu müziktir ama gittiği okulda geçerli olan tek tutku rugby sporudur. Kırmızıya boyanmış saçlarıyla dikkat çeken Ned, bu maço ortamda hemen hakaretlere maruz kalır. Oda arkadaşı Conor ise yakışıklı ve başarılı bir sporcudur ama farklı sebeplerle o da okul arkadaşlarına uyum sağlayamamaktadır. Bu iki dışlanmış gencin dostluğu kendilerini keşfetmelerine aracı olur. Butler, oyuncularından aldığı iyi performanslar ve enerjik bir kurgunun yardımıyla, samimi ve herkesin kendinden bir şeyler bulacağı bir büyüme öyküsü anlatıyor.


 

TANRININ UNUTTUĞU YER | GOD’S OWN COUNTRY

İngiliz usulü Brokeback Dağı sözleriyle övülen Sundance ödüllü Tanrının Unuttuğu Yer , İngiliz bir koyun çiftçisi ile göçmen bir işçi arasındaki aşkı anlatıyor. Kendi de İngiltere ’de bir çiftlikte büyüyen yönetmen Francis Lee ’nin düşük bütçeli bu ilk uzun metrajlı filmi, Sundance ’te yarışmaya alınan tek İngiliz filmi oldu. Film , Yorkshire’de bir koyun çiftliği sahibi olan, hayatından bezmiş, ıssızlıktan bunalmış genç Johnny Saxby’ye odaklanıyor. Romanyalı göçmen Gheorghe, çiftliğe yardımcı kâhya olarak gelince, ikisi arasında kuzu mevsiminde çamur güreşleriyle pekişen duygusal bir yakınlık filizleniyor.

 


 

TEKVANDO | TAEKWONDO| TAEKWONDO

Festival takipçilerinin Hawaii ve Kelebek ile hatırlayacağı Marco Berger, belgeselci Martín Farina ile birlikte yönettiği yeni filminde yine karakterler arasındaki cinsel çekim ve buradan kaynaklanan gerilime mercek tutuyor. Fernando, sporcu erkek arkadaşlarını bir süreliğine ailesinin yazlık evine çağırır. Bu genç erkeklerin günlük rutinlerini, Germán’ın bakış açısından izleriz. Germán gey olduğunu henüz diğerlerine söylememiştir; etrafında bir sürü erkek çoğunlukla çıplak dolaşırken kendini rahat hissetmemektedir, üstelik Fernando’ya âşıktır. Tekvando, röntgencilik üzerine erotik bir deneme olduğu kadar umut verici bir aşk filmi.

 


 

PEKİ ŞİMDİ? HATIRLAT BANA | E AGORA? LEMBRA-ME| WHAT NOW? REMIND ME

Yönetmen Joaquim Pinto yaklaşık 20 yıldır HIV ve Hepatit-C virüsleriyle mücadele ederek yaşamını sürdürüyor. Bu video-günlük, Pinto’nun tedavi amacıyla klinik deneylere katılarak zehir etkisi taşıyan, zihnini de etkileyen ilaçlar kullandığı bir yılı belgeliyor, bir yandan da Pinto’nun hafıza, salgınlar ve küreselleşme konularındaki görüşleri, sinemacının partneriyle paylaştığı taşradaki ev ortamının tezat sükûnetinde anlatılıyor. Peki Şimdi? Hatırlat Bana, hem geçmiş hem gelecekteki aşklara, muhalefete ve dostluklara dair bir övgü özelliği taşıyor.

 


 

BEN SENİN ZENCİN DEĞİLİM | I AM NOT YOUR NEGRO

Usta yönetmen Raoul Peck’in imzasını taşıyan Oscar adayı bu belgesel, ünlü Amerikalı eşcinsel yazar James Baldwin’in yarım kalmış yapıtı Remember This House’u merkezine alıyor. Baldwin, çok kısa aralıklarla öldürülen Afro-Amerikalı üç aktiviste; Medgar Evers, Malcolm X ve Martin Luther King Jr.’a dair anılarından yola çıkarak Amerika’da ırkçılığın kökeni ve bununla nasıl mücadele edilebileceği üzerine bir deneme yazmayı hedeflemişti bu yapıtında. Peck ise yarım kalmış bu metni arşiv görüntüleriyle birleştirerek, Baldwin’in o dönemde ırkçılığa dair söylediklerinin günümüzde Amerika’da hâlâ geçerli olduğunu hayranlık uyandırıcı şekilde ortaya koyuyor. Filmde Baldwin›in metnini ünlü oyuncu Samuel L. Jackson seslendiriyor.


CİNSLER | WEIRDOS

Sene 1976… Amerika’nın kuruluşunun 200. yıldönümü için kutlamalar devam etmekte. Kanada’da yaşayan 15 yaşındaki Kit’in ilgisini çeken hemen her şey de Amerika’da, hayranı olduğu Andy Warhol dâhil… Öğretmen babası ve babaannesi ile banliyöde geçen hayatının tekdüzeliğinden sıkılan Kit, kız arkadaşı Alice’in yardımıyla evden kaçmaya ve otostop çekerek daha özgür ruhlu annesinin yanına gitmeye karar veriyor. Bu yolculuk her anlamda kendisini keşfetmesine araç oluyor. Bu nostaljik ve samimi büyüme hikâyesi, sadece 70’lerin hayranlarına değil, ergenlik yıllarında kendini içinde yaşadığı topluma ait hissedememiş herkese hitap ediyor.


THÉRÈSE’İN HAYATLARI | LES VIES DE THÉRÈSE

Fransa’da feminist aktivizmin sembol isimlerinden Thérèse Clerc’ten etkileyici bir veda… Sébastien Lifshitz, ileri yaştaki eşcinsel erkek ve kadınlarla yaptığı röportajlardan oluşan 2012 tarihli belgesel filmi Les invisibles için Thérèse Clerc ile de görüşmüştü. Clerc, ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenince Lifshitz ile iletişime geçti ve yönetmenden son günlerini de filme almasını rica etti. Thérèse’in Hayatları bize Clerc’in feminist harekete dahil oluş öyküsünü anlattığı gibi, dönemin bir manzarasını da çıkartıyor. Clerc›in çocuklarının da yer aldığı bu samimi belgesel, müthiş ve ilham verici bir yaşamın dokunaklı bir portresini çiziyor. Clerc, filmin Kuir Palmiye ödülü aldığı 2016 Cannes’daki ilk gösteriminden birkaç ay önce, Şubat 2016’da hayata veda etmişti.


Festivalde ayrıca, açık eşcinsel Fransız yönetmen VINCENT DIEUTRE’ün  tüm filmleri gösterilecek. Türkiye izleyicisiyle ilk defa buluşacak Fransız deneysel sinemasının ustalarından Vincent Dieutre’ün retrospektifi niteliği taşıyan “Vincent Dieutre: Yalnızlık Alıştırmaları” bölümünde Dieutre’ün sinemayla çağdaş sanat, tiyatro, yerleştirme ve radyo arasındaki alanı zorlayan filmlerinden örnekler gösterilecek.

36.İstanbul Film Festivali’ne konuk olarak katılacak olan Vincent Dieutre, Ulusal Kısa Film Yarışması’nın  jürisinde yer alacak.


Festival biletleri ne zaman, nerede satışa çıkıyor?

Festival biletleri 25 Mart Cumartesi günü 10.30’dan itibaren hizmet bedeli eklenmeden, tüm satış kanallarında aynı ücretlerle Biletix satış kanalları ile Atlas ve Rexx sinemalarında açılacak ana gişelerden satışa çıkıyor.

Bilet fiyatları

Hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00 ) yalnızca 8 TL; öğrenciler için yalnızca 1 TL

Hafta içi 19.00 ve hafta sonu (11.00, 13.30, 16.00, 19.00) tam 20 TL, öğrenci ile 65 yaş ve üstü 14 TL;

Tüm 21.30 seansları 20 TL;

Pera Müzesi’nde gösterimlerin bilet fiyatları 8 TL.

Lale üyeleri her zaman olduğu gibi festival biletleri için ön satış ve %25’e varan özel indirimlerden yararlanacak. Öncelikli biletler, Atlas ve Rexx sinemalarının yanı sıra Lale Kart İletişim Merkezi ve Biletix web sitesinden (www.biletix.com) ve Biletix satış noktalarından alınabilir. Lale Kart üyeleri için ön satış dönemi: 21 Mart (Siyah ve Beyaz Lale üyeleri), 22-23-24 Mart (Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri).

Sinemaseverlerin iki hafta boyunca elinden düşürmediği, filmlerin bilgileri, festivalin çizelgesi, etkinlikleri ve tüm detaylarını içeren festival katalogu, 20 Mart Pazartesi’den itibaren Atlas ve Rexx sinemalarından ve İKSV’den 8 TL’ye alınabilir.

Buna da bakın

RECEP ÖZDAŞ YAZDI: AFTER SUN, CALL ME BY YOUR NAME’E BİN ÇEKER, NİYE Mİ?

After Sun, Call Me By Your Name‘ e bin çeker. Niye mi?   Çünkü film hatırlamak …