Pazar , 19 Nisan 2026

İŞTE 2019 FİLMEKİMİ’NİN LGBTİ+ İÇERİKLİ FİLMLERİ

Sonbaharın en beğenilen sinema aktivitesi Filmekimi, her yıl olduğu gibi, dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içerenprogramıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak. Filmekimi, Tv+ işbirliğiyle, 4-13 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonun yanı sıra 11-15 Ekim’de Ankara’da,18-22 Ekim’de ise İzmir’de sinemaseverlere yılın en iyi ve en güncel filmlerini sunmaya devam edecek.

Filmekimi’nin açılış filmi ise Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan alan “Joker”

Bu seneki Filmekimi’nde 6 tane LGBTİ+ içerikli film yer alıyor.

Bunlar:

  • And then we danced
  • Pain and Glory
  • Matthias & Maxime
  • Portrait of a lady on fire
  • Liberté
  • Dogs don’t wear pants

Gelin bu filmlere yakından göz atalım:

AND THEN WE DANCED


Yetenekli dansçı Merab, yıllarını verdiği Gürcü devlet halk dansları ekibinde partneri ve kız arkadaşı Mary ile birlikte kendini kanıtlamaya çalışmaktadır. Süreç hem sert eğitmenleri hem de geleneksel dansın gerekleri yüzünden katı ve sıkıdır. Merab, ekibe yeni katılan yakışıklı ve karizmatik bir gence kapılınca önce çok zorlansa da sonrasında aşkı keşfeder, kimliğini ve cinselliğini bulur. 1980’lerin dans filmlerinden esinlenen Gürcü asıllı İsveçli Levan Akin’in yönettiği film dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı. İsveç’in Oscar adayı seçilen Ve Sonra Dans Ettik, ABBA’dan Robyn’e ve Gürcü halk melodilerine bolca müzik ve dans sahneleriyle dolu hareketli, duygusal ve dokunaklı bir büyüme hikâyesi anlatıyor.


PAIN AND GLORY

Hem İspanya’nın en özgün sinemacısı Almodóvar’ın hem de fetiş oyuncusu Banderas’ın muhteşem dönüşünü müjdeleyen Acı ve Zafer, Cannes’da eleştirmenlerin yıldız tablosunda en tepeye yerleşti ve izleyicilerin de olağanüstü övgüsüyle karşılandı. Oyuncularının hayranlık uyandıran performanslarının yanı sıra, canlı renklerin öne çıktığı görüntü yönetimi, aile bağlarının anlamıyla aşkın derinliğini işleyen sıcacık hikâyesiyle de gönüllerin Altın Palmiye’sini kazandı. Pedro Almodóvar’ın kendi yaşamından esinlenerek senaryosunu yazıp yönettiği Acı ve Zafer, yaşlandıkça eski şaşaalı günlerinin özlemini daha sık çeken dünyaca ünlü bir yönetmenin 1960’lardan günümüze yaşamöyküsünü çok duygusal ve çok kişisel bir bakış açısıyla anlatıyor. Elbette, Acı ve Zafer’i özel yapan durumlardan biri de Banderas’ın yönetmen rolünü üstlenerek yıllardır birlikte çalıştığı Almodóvar’ı canlandırması.

MATHIAS & MAXIME

Xavier Dolan’ın yeniden Cannes ana yarışmada yer almasını sağlayan son filmi şimdiden genç yönetmenin en iyi yapıtları arasında sayılıyor. Filme adlarını veren Matthias ile Maxime, çocukluktan bu yana sıkı arkadaştır. Rol aldıkları bir kısa film için öpüşmeleri gerekince arkadaşlıkları sarsılır. Kısa sürede aralarına alışık olmadıkları bir şüphe girer ve hayatları değişir. Otuz yaşına basan Dolan’ın Maxime rolünü üstlendiği bu duygusal dramda ayrıca Mommy’deki anne rolüyle tanıdığımız Anne Dorval da rol alıyor. Yirmili yaşlarının sonuna yaklaşan Quebec’li bir arkadaş grubunu gözlemleyen Matthias ve Maxime, erkekler arasındaki dostluk, yakınlık, cinsel belirsizlik konularına değinirken şu soruları da soruyor: “Ben kimim? Bir başkası gibi mi davranıyorum?”

PORTRAIT OF A LADY ON FIRE

Cannes’da çok beğenilen ve çokça konuşulan, eleştirmenlerce “A sınıfı bir başyapıt… Bu yıl prömiyerini yapan en kusursuz yapıt.” sözleriyle övülen film 18. yüzyılda, bir ressamın modeliyle aşkını anlatıyor. Ressam Marianne’a, manastırdan henüz çıkan ve evlenmek üzere olan genç Héloïse’in portresi sipariş edilir. Ancak Marianne, bu portreyi Héloïse’dan habersiz çizmelidir. Bu kısıtlamanın önüne geçmek için Marianne, gönülsüz gelin adayı Héloïse’ı önce gözlemler sonra da onunla yakınlaşır. Yüzyıllar boyu gözardı edilen ve yapıtları unutulan kadın ressamlardan esinlenen yönetmen Céline Sciamma’yı yönettiği Tomboy ve senaryosunu yazdığı Kabakçığın Hayatı ile tanıyoruz.

LIBERTE

Günümüzün en radikal sinemacılarından, tarzından hiç ödün vermeyen Albert Serra 18. yüzyıl Fransa’sına ve devrim öncesi dönemin toplumsal karşıtlıklarına hayranlığını yeni filminde de alışılmadık bir yolla ele alıyor. Özgürlük, Fransa Kralı 16. Louis’nin katı ahlakçı hükümranlığından kaçan Madame de Dumeval, Tesis Dükü ve Wand Dükü’nü izliyor. Ahlaki kural ve baskıların tümünü reddederek Almanya ormanlarına, hür düşüncenin savunucusu meşhur çapkın Walchen Dükü’ne sığınan asilzadeler, hazzın ve tensel arzuların peşine düşüyor. Kışkırtıcı, cesur, şok edici, cüretkâr sahneleriyle Cannes’da büyük tepki gören filmi hakkında Katalan yönetmen, “asilzadeleri günümüz gençliğiyle karşılaştırıyorum; benzerine rastlanmamış imgeler yaratmaya çalışıyorum” diyor.

DOGS DON’T WEAR PANTS

BDSM dünyasına girerek yasını hafifletmek… Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde yapan Köpekler Pantolon Giymez, eşi gözlerinin önünde boğularak hayatını kaybeden Juha’yı izliyor. Aradan yıllar geçmesine rağmen kendini hiç tam anlamıyla toparlayamayan Juha’nın hayatı, tesadüfen “emrine girdiği” sahibe Mona’yla tanışınca tamamen değişiyor. Fiziksel acının kederi aştığı anları kimi zaman gayet mizahi bir yolla konu alan Köpekler Pantolon Giymez, bir yandan siyah lateks kıyafetli fetiş/BDSM dünyasını keşfederken bir yandan da bu dünyanın sıradan insanlarının cinsellik dışındaki ruh hallerine göz atıyor. “Filmimde Billy Wilder’dan bir parça vardır umarım” diyen yönetmen Jukka-Pekka Valkeapää’yı festivalde de gösterilen Muukalainen / Ziyaretçi filmiyle tanıyoruz.

FİLMLER HAKKINDA DETAYLI BİLGİ VE BİLETLER İÇİN TIKLAYIN

Buna da bakın

RECEP ÖZDAŞ YAZDI: AFTER SUN, CALL ME BY YOUR NAME’E BİN ÇEKER, NİYE Mİ?

After Sun, Call Me By Your Name‘ e bin çeker. Niye mi?   Çünkü film hatırlamak …