Ferzan Özpetek’in yönettiği ve geçtiğimiz cuma günü vizyona giren “İstanbul Kırmızısı” filmi izleyenlerinin önemli bir kısmından olumsuz eleştiriler aldı. Bunlara Hürriyet yazarı Onur Baştürk’ün filmle ilgili eleştirileri de eklendi.
Beyazperde.com’da kullanıcılar tarafından 5 üzerinden 2,2 puanla değerlendirilen filmin IMDB puanı ise diğer Özpetek filmlerine göre bir hayli düşük olan 5,8.
Birgün Gazetesi’nde filmi eleştiren Tuğçe Madyanti Dizici “Görüntü var ses yok” başlıklı yazısında “İsimleri yan yana yazılınca dahi big bang hissi yaratabilecek oyuncular, filmin okuma provasındaymış gibi performans sergiledi. Bu sadece yönetmenin hatası, senaryonun karışıklığı ve diyalogların katılığı ile açıklanamaz” demişti.
T24 yazarı Çağnur Öztürk ise film için “İstanbul Kırmızısı, maalesef Özpetek’in filmografisinde zayıf kalıyor. “Ülkemize has konularda, problemlerde sizin kadar hassasiyet duyuyorum sahneleri”ni, karakterlerin travmalarına ilintiliyor, iliştiriyor, çok açık şekilde…” cümlelerini kullanmıştı.
İşte filmi eleştiren en son isimlerden biri olan Hürriyet yazarı Onur Baştürk’ün 7 Mart 2017 tarihli yazısının bu satırları:
İstanbul Kırmızısı filminin kitabını geçen yaz bir uçak yolculuğu sırasında bir çırpıda okumuş ve çok sevmiştim. Final cümlesi hâlâ aklımda: “Çünkü hayatın öyküye dönüştüğünde karanlık aydınlanır ve ışık sana bir yol gösterir.”
Haliyle filmi de hevesle bekledim.
Şunu da biliyordum: Kitaptaki İtalyan karakterler filmde yoktu.
Yeni karakterler eklenmişti ve başka olaylar, sürprizler…
Yani filmi bu beklentiyle izledim.
Sonuç? Film bittiğinde içimde koca bir sıkıntı, bir boşluk vardı…
Çünkü film, Halit Ergenç’in canlandırdığı Orhan’ın kitap yazmakta olan Deniz’e pat diye söylediği şu laf gibiydi:
“Kitabında bir sürü şey anlatmışsın ama anlam örgüsü yok.”
Filmde de çok şey var. Tüm karakterlerin bir acısı, bir yarası, bir tutkusu…
Ama film hepsine değinmeye çalıştığından olsa gerek hiçbirini tam olarak sana geçirmiyor, hissedemiyorsun.
‘Önce ben gördüm!’
Mesela filmde biri az da olsa yaşanmış diğeri hiç yaşanamayan iki aşk var.
O iki aşka da aşık olamıyorsun.
Çünkü film bile isteye uzak tutuyor seyirciyi o aşklardan. Şöyle bir bakıp çıkıyor, muhafazakâr davranıyor, derine inmiyor.
Hele Orhan karakterinin aşkını itiraf ettiği bir sahne var, “Nasıl yani?” oluyorsun.
“Önce ben gördüm” cümlesiyle biten o tuhaf, fantastik sahne (çünkü o durumda kalan bir Türk erkeği öyle bir cümle kurmaz).
Şimdi fazla ipucu vermeyeyim izlemeyene…
‘Kötü alışkanlıkları olmayana güvenmem’
İstanbul Kırmızısı bir yandan bir ‘gizem’in peşinde koşturup duruyor, ama o gizemi de fazla gizemli olma adına çok didaktik aktarıyor. Galiba sıkıntı burada.
Ayrıca film boyunca araya başka şeyler de giriyor.
Kürt hizmetçi üzerinden Kürt sorunu mesela. Çok zoraki, çok ‘motif’.
Hiç mi iyi şey yok filmden geri kalan? Var tabii.
1- David Lynch’in Kayıp Otoban filmindeki ‘Mystery Man’i anımsatan karikatürize kötü karakter Oğuz. Filmin iki kült cümlesini zaten o sarf ediyor:
“Kötü alışkanlıkları olmayanlara güvenmem.”
“İstanbul bir sürtüktür, kimseyi geri çevirmez.”
2- Gaye Su Akyol. Kısacık parti sahnesinde, nefis kostümüyle öyle bir parlıyor ki… Keşke daha çok filmde görünseymiş diyorsun.
3- İstanbul’un sesleri… Özellikle de insanı yiyip bitiren inşaat gürültüsü, yani fonda durmadan duyulan o ‘çıtonk’ sesi. Karaköy-Kabataş hattındaki denize kazık çakma sesi o. Gerçi bu sesi de bilenler, aşina olanlar ayırt etmiş.
Bir arkadaşıma söyledim mesela, “Ben hiç öyle bir ses duymadım” dedi.

Onur Baştürk’ün Hürriyet’teki yazısının tamamı için tıklayın.
GZONE Türkiye’nin En Sevilen Kuir İçerik ve Eğlence Markası