Pazartesi , 16 Mart 2026

25.YILINDA “AŞKIN NUR YENGİ – SEVGİLİYE”

Birkaç hafta önce aklıma nerden geldi bilmiyorum (muhtemelen bir flörtümün beni ziyadesinden fazla heyecanlandırmasından) kendi kendime “Öyle Bakma”yı söylemeye başladım. Hoş, bu albümdeki şarkılar yıllar içerisinde beynimizin ve kalbimizin en karanlık köşelerine kadar ulaştıkları için, herhangi bir tanesinin herhangi bir sebeple kafamızda çalmaya başlaması gayet normal.

“İki ayrı dünyadan ışınlamış iki volkan” bölümünde kaçıncı kez tuhaf vokal denemeleri yapıp berbat sesler çıkardığımı hatırlamaya çalışırken gerçek beynime şimşek gibi çarptı. Bu şarkının koreografili-yarı playback performansını tüm aile ve aile dostlarımızın karşısında yaptığımda okula bile başlamamıştım. Şovum bir harikaydı, herkes bayılmıştı, işte 90larda eğlence buydu sevgili okuyucu.

Peki neydi bu ilk 6 yaşındayken dinlediğim ve ardından geçen 25 yılda kıymetini hiç kaybetmemiş, anlamını hep çoğaltmış albümün sırrı? Açıkçası bu yazıda bunun formülünü çıkarmaktansa  (eninde sonunda 80lerin ruhunu 90ların başına taşımış bir synth-pop albümü bu) aşkımı ilan etmeyi seçiyorum. 

“Sevgiliye” Türkçe pop için yeni bir milat olması, bize harika bir şarkıcıyı tanıtması ve ardından gelen ve bugün çoğu hala zirvede diğer şarkıcılara öncülük etmesi, neredeyse tamamı başkalarınca coverlanan şarkılardan oluşması gibi kendine has özellikleriyle apayrı bir yerde duruyor. (Bir de kartonette Onno Tunç’un kullandığı tüm enstrümanların isimlerinin, markalarının yazması çok tatlıydı.) Bu yeri de en çok yorumcusu ile birlikte Sezen Aksu – Onno Tunç ikilisine borçlu.

Onno Tunç albümdeki her biri ders niteliğindeki düzenlemelerden 8ini yapmış (2 tanesi Turhan Yükseler’e ait), Sezen Aksu ise albümdeki 9 söz ve 3 besteye imzasını atmıştı. Aksu ve ekibi aranjman devrini o tarihe kadar çoktan kapatmış olmasına rağmen, Aksu’nun kendisinin de çokça beslendiği bir kaynak olan Yunan müziğinden Aşkın için çok isabetli 4 beste seçmiş, üstüne bir de Enrico Macias şarkısı koyarak işin beste kısmını mükemmel hale getirmişlerdi.

En oryantal noktası olan “Seni Aldattım” ile başlayan albüm bitene kadar dinleyiciyi avucunun içine alıyordu.  Söz konusu şarkı o günden itibaren “içi kan ağlayarak sevgilisini aldatanlar”ın dans marşı olacaktı. En fazla coverlanan şarkılardan biri olması nedeniyle de bugün hala albümün en bilinen şarkısıdır “Seni Aldattım”.

İkinci şarkı, başındaki ilk keman notasıyla bile kalbinizi kırma gücüne sahip, pop tarihinin en iyi işlerinden biri olan “Bile Bile” idi. Bu şarkıda Aşkın Nur Yengi, bir başka şahane ses Harun Kolçak’la birlikte (bir ayrılığın iki tarafında) en taş kalplilerin bile göz pınarlarını dolduran bu düete hayat veriyorlardı. (Bu şarkıya da kendi sahibi dokunmazlık etmedi ve 90larda şarkıyı Yaşar Gaga ile yeniden yorumladı.)

En seksi şarkı “Olmaz”, Onno Tunç’un düzenlemesinde harikalar yarattığı (o fantastik geri vokallere tav olmamak ne mümkün) funky bir dans şarkısıydı. Yorumculuğunun farklı bir yönünü ortaya koyma şansı yakalayan (“yoruldum yapma”larda Sezen Aksu etkisi hissediliyor tabi) Aşkın’a disko topu misali ışıldayan bir klavye ve alttan alta tahrik eden bir bas eşlik ediyordu. (“Olmaz”ın Justin Timberlake etkili ve başarılı bir Burak Kut versiyonu da bulunuyor.) 

Şehrazat’ın albüme tek katkısı (ve kendisinin en iyi şarkılarından biri) olan albümün isim şarkısı için aranjör koltuğuna Turhan Yükseler geçiyordu.  Yükseler, bu albüm için yaptığı iki düzenlemede de (diğeri “Ayrılmam”) şarkılarının ruhuna uygun puslu bir atmosfer yaratıyordu. İsteri düzeyi oldukça yüksek (“yok olur engeller, var olur zaman ve mekan”) bir arzu şarkısı olan “Sevgiliye”, Yengi’nin bir üst tona çıkarak söylediği ikinci nakaratta herkes için bir rahatlamaya, orgazma (“işte o zaman başlarım yaşamaya”) ulaşıyordu.

Yunan bestelerinin ilki olan “Çağırma Beni” bana yarım kalan yaz aşklarını hatırlatan sözleriyle  (6. yaş yazım travmatikti sanırım) albümün en damar, en arabesk şarkısıydı. (Bu şarkıyı 90lar pop şarkılarını söylemeye çok hevesli Ebru Gündeş’in ne zaman keşfedip söyleyeceğini çok merak ediyorum.)

6. sıradaki “Başka Birşey” kasetin B yüzünü (bu ifadeyi çok özlüyorum) yüksek ve taptaze bir enerjiyle açıyordu. “Çağırma Beni”nin depresif etkisinden tereyağından kıl çeker gibi çıkaran şarkı “Seni Aldattım”ın çok daha tatlı bir versiyonuydu sanki. Şarkıcının “aşk değil sevgi değil başka bir şey bu, hiçbir şey koyamam ki bunun yerine” derkenki kabullenmiş ama iyimser, hatta oynak tavrı sağ olsun bugün hala favori pop şarkılarımdan biridir (“kendimi buluyorum” diyebiliriz).

Kocaman Sezen Aksu damgalı sözleri ile kültleşmiş ve çokça coverlanmış bir diğer düşük tempolu “Yazık” ise o dönemde 20 yaşında olan şarkıcıya “yazık gençliğimize yazık, nasıl böyle erken yıprandık” gibi sözleri başarıyla sattırmıştı.

Efsane bir saksafon solo ile açılan ve Yükseler’in enfes düzenlemesi sayesinde albümün en Avrupalı işlerinden biri olan “Ayrılmam”, “Sevgiliye”nin tanıtımı için kullanılan ilk şarkıydı ve insanlar üzerinde yarattığı etki inanılmazdı sahiden. Son derece güçlü ve herkesin eşlik edebileceği bir nakaratı olan şarkı o dönem yeni bir sese ihtiyacı olduğunu fark eden dinleyiciyi (yani neredeyse herkesi) özlemleriyle seviştirmişti.

Onno Tunç’un aslında Eurovision için bestelediği hiperaktif “Öyle Bakma”, 3 dakikayı aşmayan süresinde, bir yere yetişmeye çalışan temposu ile telaşlı, kalp çarpıntılı bir “dans pistinde itiraflar” şarkısıydı. (Elbette ki) albüm favorim olan bu şarkı, yıllar içerisinde anlamını aileye yapılan şovlardan “Unfaithful” filminin meşhur aldatma sonrası eve dönüş sahnesine çevirdi (şükürler olsun).

Albümün kapanışındaki “Susma” ise (“anladım gidiyorsun” diye başlamasına rağmen) ayrılıkların o en korkunç afallama anını, o çöküş hissini beş buçuk dakika boyunca insanın iliklerinde hissettiren, yaralarınıza asit döken ve finalindeki uzayan “kal” bölümüyle ölümcül vuruşunu yapan bir ayrılık (perişanlık) başyapıtıydı. Bu şarkının ardından biraz sersemleyen ve kendine gelmesi birkaç dakikasını alan dinleyici ya albüme yeniden başlıyor ya da en yakınındaki Sezen Aksu, Nilüfer kasetine geçiş yapıyordu. Ya da en azından benim için durum böyleydi. 

Nasıl oluyordu da 6 yaşındaki bir velet bir albüme bunca yıl boyunca büyük bir sadakatle bağlanabiliyordu? Bu sorunun cevabını vermek, 19-20 yaşındaki bir genç kızın bu şahane şarkıları nasıl bu kadar hissederek söylediğinin cevabını vermek kadar güç sanırım. Ama bu albümün büyüsünün en büyük ispatı bugün en az iki neslin hayatında bıraktığı izler ve şarkılarına hep bir ağızdan eşlik edebilmemizdir diye düşünüyorum.  Zaten pop müziğin zirvesi bu değildir de nedir?

Türkçe popun en iyi ilk albümü olan “Sevgiliye”nin üstümdeki tesirinin hiç geçmemesi, aksine her ayrılıkta, her tahrik edici bakışta, her aldatmada, her reddedilişte ve her sevişmede daha da artması isteğiyle… Yok olsun ayıplar, var olsun arzulanan!

Hakkında admin

Buna da bakın

GZONE OUR PRIDE PARTİSİ 14 HAZİRAN CUMA YENİDEN İZMİR’DE

İlki çok ilgi gören, GZone Our Pride partisi, yoğun istek üzerine, OKEY’in katkılarıyla 14 Haziran …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir