Radikal’den Bahar Çuhadar, son günlerde birçoğumuzda baş gösteren “Türkiye’den çekip gitme” sendromunu, bu isteği gerçekleştirip şu an yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşları ile konuştu. Çuhadar’ın yazısında bir eşcinsel birey de yer alıyor.
İşte bu satırlar:
GİTTİM VE OMUZLARIMDAN TONLARCA YÜK KALKTI
Zeki 35 yaşında, beş senedir Barselona’da yaşayan bir gazeteci. Gittiğinden beri garsonluk, köpek gezdiriciliği, editörlük gibi işlerle meşgul. Gitme sebepleri herkesinkiyle benzer ama cinsel yönelimi nedeniyle maruz kaldığı gündelik şiddetin de altını çizmek şart.
“Günde resmi olarak sekiz, gerçekte ise en az 10 saat çalıştığım, ofisten işe, işten ofise gidip gelirken yolda iki saat geçirdiğim, sokakta herhangi bir nedenle birinin beni öldürebileceğine dair korkular yaşadığım bir dönemde âşık oldum. Bu aşk hikâyesi olmasaydı gidebilir miydim bilmiyorum. 45 günlük vize, 500 avro ve bir bavul eşyayla Barselona’ya gittim.”
SOKAKTA ŞİŞLENMEYECEĞİNİ BİLMEK…
İlk başlarda ‘kurulu bir hayatın üstüne çöreklendiğini’ anlatıyor: “Bir işgal evinde yer ayarlamıştım ama o zamanki erkek arkadaşım onda kalmamı istedi. Annem, babam ve kardeşimin, sevimsiz komşularımın olmadığı, akraba denen akbabalardan ırak bir cennetti adeta hayatım. Türkiye’deki hayatıma dair en büyük fark buydu. Sokakta şişlenmeyeceğim, sarhoş bir şoför tarafından ezilmeyeceğim, ‘Ne baktın birader’ deyip bıçaklanmayacağım hissi de büyük farklardan biriydi. Dil öğrenmek, aşkın tadını çıkarmak, yeni insanlar tanımak gibi tatlı, minnoş bir süreç de olduğu için arada dünyalar kadar bir fark vardı. Gitmiş olmak omuzlarımdan sanki tonlarca yükü kaldırmıştı. O hafifleme hissi sanırım hiçbir diyetisyenin size kazandırmayacağı bir his. O pasaport kontrolünden geçtikten sonra başlayan his… Büyüleyici… Bütün kaygıların kuş olup uçtuğu o an…”
GEY, KÜRT VE SOLCU OLDUĞUM İÇİN ŞİDDET GÖRMEKTEN BIKMIŞTIM
“Cinsel yönelimin, siyasi kimliğin, iş-güç durumların ve ülkenin politik vaziyeti buralardan çekip gitme kararına nasıl etki etti?” soruma “Her şey birleşip voltranı oluşturdu” yanıtını veriyor: “Zannetmiyorum ki bu ülkede herhangi birinin sadece bir tane derdi olsun. Geyim, Kürdüm, bir şekilde muhalefetin içindeyim… Bu durumların getirdiği ve bugün de kudurmuşcasına devam eden sorunlardan fazlasıyla yüklüydüm. Ailemle cinsel yönelimim nedeniyle yaşadığım sorunlar artmaya başlamıştı. Kısa aralıklarla sokakta saldırılara uğradım. Biri bıçaklıydı. Ya gey olduğum için, ya Kürt olduğum için, ya solcu olduğum için ya da üçü nedeniyle hakarete uğramaktan, şiddetten, çok çalışmaktan, emeğimin hakkını asla alamamaktan, insanların giderek daha da agresifleşmesinden, zaten çok az sahip olduğum güven duygusunu kaybetmekten, bu ülkede kalmanın bana hiçbir şey kazandırmayacağı hissinin her geçen gün güçlenmesinden, sevdiğim adamın elini sokakta, bir kafede tuttuğumda, onu öptüğümde suratımın ortasına yumruğu yeme olasılığının giderek şahlanmasından… Her şey beni buradan gitmeye teşvik etti.”

TÜRKİYE’DE OLANLARI SADECE İZLEMEK HİÇ KOLAY DEĞİL
Zeki de Türkiye’deki toplumsal mücadeleye direkt dahil olamama halinden muzdarip: “Yıllarca olayların içinde yer almış biriyseniz bir süre sonra olanı biteni sadece ‘izlemek’ hiç de kolay değil. İnsan burada olamadığı için deliriyor. Bunu hiç ülkesinden uzakta yaşamamış birine anlatamam. O sırada gelemeyecek olmak, arkadaşlarınızın gözaltına alındıklarını, şiddet gördüklerini sadece izlemek hiç kolay değil. Gezi zamanı günde yaklaşık 22 saat bilgisayar başında, internet üzerinden yapabileceğim ne varsa yapmaya çalışarak geçirdim. Çok az uyuyor, yemek yemiyordum. ‘Biz burada dayak yedik’ diyen çıkacaktır ama bunları ‘Ben de ne şahane insanım’ diye anlatmıyorum. Sadece şu; Gezi benim evimde de oldu, hayatımı kilometrelerce uzakta olmama rağmen etkiledi.”
BARSELONA CENNET DEĞİL, TÜRKİYE CEHENNEMLEŞİYOR
Zeki de ‘cennet yurtdışı’ meselesi için “Aslında yok, demek isterim lakin Türkiye her gün öyle el yükseltiyor ki ne yazık ki artık Türkiye dışında bir yerlerde yaşanılabilir yerler var, diyorum” diye özetliyor: “Ama her ülkenin kendi sorunları, oradakilerin kendi dertleri elbette oluyor. Yabancı düşmanlığı, ekonomik kriz, işsizlik… Ama Barselona bu tip sorunlarına rağmen; cennet değil ama yaşanabilir bir yer. Türkiye’ye dair hislerimi düşününce de cennetimsi bile diyebilirim. Ama bu hissin nedeni Barselona’nın cennet olmasından kaynaklanmıyor. Türkiye’nin giderek cehennemleşmesinden kaynaklanıyor. Eşimi, dostumu merak etsem de mutluyum İstanbul’da olmamaktan. Dürüstçe söyleyeyim, seçim öncesi oluşan umutlu dalga bende ‘Dönsem mi?’ hissi uyandırsa da seçim sonrasında yaşananlar beni hemen kendime getirdi. Sinirlenince de tabak kırıyorum. Süper stres alıyor.”
Çuhadar’ın konuyla ilgili görüştüğü diğer 4 insanın farklı fikirleri de var. Yurt dışının “cennet” olarak görülmesinin yanlış olduğunu belirten söylemlerin de olduğu yazıya BURADAN göz atabilirsiniz.
Kaynak: Radikal
GZONE Türkiye’nin En Sevilen Kuir İçerik ve Eğlence Markası